28 Şubat; Postmodern Darbe neden diğer darbeler gibi olmadı?

image

Postmodernizmden dem vururken Türkiye’nin yakın siyasi tarihine damga vuran ve vurmaya da devam eden mevzubahis olaydan bahsetmemek olmazdı. Üzerinden 16 yıl geçmesine rağmen tartışmaları halen devam etmesi, onu diğerlerinden farklı kılan postmodern yönünün ve yol açtığı sonuçların ne kadar önemli olduğunun göstergesi gibi adeta. Postmodern darbe’nin neden olmazlarını konuşmadan önce o sürece giden yolda bir takım önemli gelişmeleri belirtmekte fayda var.

90’lı yılların Türkiye’si; sürekli değişen hükümetler, Kürt sorununda yıkıcı politikalarla şiddetin yükselişi, yolsuzluklar ve ekonomik krizler kıskacında bir politik tablo. İşte bu tablo devam ederken İslamcı kimliğini vurgulayan Refah Partisi ve merkez sağın temsilcisi Doğru yol partisinin koalisyonunda bir hükümet kurulur. İslamcıların belki de ilk defa iktidar ortağı olma coşkusu, Türkiye siyasetinde ana aktör olarak öne çıkan ordunun homurdanmasıyla sekteye uğrar. Türkiye siyasetinde, devlet aklının yarattığı -ki her dönemde farklı olabilmektedir- (Kürtler, Aleviler, Solcular) bir iç düşman aracılığıyla siyasal sisteme müdahale etme mantığı bu sefer İslamcıların irtica tehlikesiyle özdeşleştirilmesiyle yeniden üretilir.

İktidar koalisyonu müteaddit defalar baskı altına alınmaya çalışılır. Ancak son olarak Başkentin Sincan ilçesinde düzenlenen Kudüs gecesi sonrası ipler kopar ve darbeye postmodern niteliğini kazandıracak süreç bundan sonra başlar. Modernitenin darbe yöntemi açık ve nettir. Ordu bir sabah ansızın devlet kurumlarına yapacağı bir baskınla iktidarı ele geçirir. Arkasından tutuklamalar,gözaltılar vs vs. Ancak bu kez sadece Ankara’nın Sincan ilçesinde ordu güçlerinin iktidara gözdağı verircesine tankları yürütmesi yeterli olacaktır. Daha sonra tankların yürütülmesi eylemi ‘tankların teknik bakım ihtiyacından doğan bir rot-balans ayarı’ olarak lanse edilmeye çalışılsa da, rot balans ayarına maruz kalan siyasetin ta kendisi olacaktır.

image

28 Şubat’ın postmodernliği, kan dökmeye ve şiddete gerek kalmaksızın siyasi iradeye “yapılması gerekenleri” yaptırabilmesinde gizlidir. Dolayısıyla benimsediği yöntem ve yol açtığı sonuçlar, modernitenin içine doğan diğer darbeler (12 Eylül, 27 Mayıs) gibi olmaz. Bugün 12 yıldır iktidarda olan siyasi iradenin, henüz altı aylık bir geçmişi olmasına rağmen 2002 seçimlerinde tek başına iktidar olması postmodern darbenin çorbada tuzunun bulunmasıyla ilişkilendirilebilir. Sonuç olarak, postmodernite kendini siyasi alanda da göstermeyi başarmış ve klasik siyasetin yöntemlerini alt üst edebilmiştir.