3. Dünya Savaşı neden çıkmaz?

Forbes dergisinin 2014’ün en güçlü insanları listesinde Rusya lideri Putin Obama’yı sollayarak birinci oldu. Putin’in çıplak elleriyle ayı boğabildiği gerçeği bir yana, Putin’in birinci sıraya oturmasının nedenleri aslında çok anlaşılır. Adam Rusya’yı Ukrayna’da göz göre göre savaşa soktu, Suriye’ye yabancı asker çıkartılmasına karşı durdu, Merkel’le yapacakları İtalya’daki görüşmeye geç gitti, Merkel’i sinirlendirdi bir de üstüne görüşme sonrasında Berlusconi’nin villasında özel partiye gitti ve sabahlara kadar eğlendi. Putin’i en güçlü insan yapan şey güç gösterileridir, “kimse sabrımızı test etmesin” anlayışı değil.

putin0

Putin’in 2014 Aralık içerisinde Türkiye’ye yaptığı ziyaretin nedenlerine baktığımızda, aslında nasıl bir dünya düzeninde yaşadığımızı anlayabilmek daha kolay oluyor. 2013’te Rusya’nın Ukrayna’ya girmesi ve Kırım Yarım Adası çıkartması sonrasında Batı devletlerinin Rusya’ya uyguladıkları yaptırımları – Rusya Dışişleri Bakanının açıklamalarına göre bu yaptırımlar nedeniyle Rusya 40 milyar USD zarar etmiştir-  bir kenara koyuyorum. Şimdi Suudi Arabistan’a dönüyoruz. Suudi Arabistan bu sene içerisinde petrol fiyatlarında yeni bir ayarlama çekti ve Haziran ayında varil başına fiyat 115 USD’yken şu anda varil başına fiyat 80 USD’ye düşmüş durumda ve seneye fiyatların 75 USD’ye düşeceği tahmin ediliyor. Bunun Putin’le ne alakası var? Şöyle efendim: Basit tabirle Rusya ekonomisinin açık vermemesi için petrolün varil başına fiyatının 100 USD civarında olması gerekiyor. Anlayacağınız üzere Putin kızgın, Putin avlanmak istiyor. Bu yüzden Türkiye’ye geldiğinde Türkiye’den geçicek yeni bir doğalgaz hattı projesi ve doğalgaz fiyatlarında indirim müjdesiyle yürekleri fethediyor, Batı dünyasına bir defa daha meydan okuyor. Türkiye’deki nükleer santral projesinin Rusya’ya ihale edilmesi ise Türkiye’nin ne kadar mutlu olduğunu gösteriyor. Ancak asıl motivasyonu kaçırmamak gerekiyor. Suudi Arabistan canı sıkıldığı için petrol fiyatlarında indirime gitmiyor. Suudi Arabistan Suriye iç savaşının başlamasından itibaren Suriye’deki sünni cihatçılara yardım ediyor. ISID denen nanenin destekçilerinden olan Suudi Arabistan durumun kendi aleyhine dönmesi ve Dünya’daki Şii bloğunun kuvvetlenmesinden dolayı mutsuz ve bu nedenle aynı bir mızmız çocuk gibi petrol fiyatlarını düşürüyor, Amerika dahil herkesi cezalandırıyor. Rusya ise her zaman Suriye’deki rejimin destekçisi, Esad’ın biricik buddy’si. Hatta Birleşmiş Milletler’in Güvenlik Konseyi’ne verilen Suriye’nin Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasına izin veren önergeyi Rusya ve Çin elele veto ediyor. Bunlardan ayrı olarak, Çin ekonomik büyüme hedeflerini tutturabilmek için Afrika’ya salıyor kendini bu sefer. Afrika’nın uzak köşelerindeki maden işletmelerinin çoğu Çinlilerin elinde ve Afrika’nın çayırlarında Çin işadamlarını görmek artık hayal değil. Çinliler için belki de “Hayaller New York ama Gerçekler Cibuti”. Kısacası bahçivan şöföre, şöför aşçıya, aşçı uşağa gibi bir klişe var.

suudiler

Hala bu durumun üçüncü dünya savaşıyla ne alakası var diye sorduğunuzu duyuyorum. Biraz daha sabredin.

Aralık ayında Suriye İnsan Hakları Gözlemcileri STK’sının açıkladığı rakamlara göre Suriye’deki iç savaşın başlamasından itibaren 10,377 çocuk, 6,603 kadın olmak üzere toplam yaklaşık 300,000 kişi yaşamını kaybetti. Bu sayıya 20,000 tutuklu dahil değil. Aynı zamanda savaşın başlamasından itibaren 9 milyon insanın evlerini terkettiği  belirtiliyor. Bu sayılara aynı dönemde Irak, Pakistan, Afganistan gibi ülkelerde hayatını kaybedenler dahil değil. 2011 yılında Brown Universitesi’nin Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nün yaptığı araştırmaya göre Amerika’nın Afganistan, Irak ve Pakistan’daki savaşı sonucunda 225,000 kişi hayatını kaybetti, bunlardan 137,000’i de sivildi. Bu savaşlar nedeniyle 7,8 milyon insan mülteci olarak evlerini terk etti. Stalin’in dediği rivayet edilen “Bir insanın ölümü trajedi olurken, milyonlarcasınınki istatistik kalıyor.” sözü anlam kazanıyor.

Alt alta koyup tüm bu bilgileri şöyle bir baktığımızda şunu görmek çok da zor değil: zaten 3. Dünya Savaşı’nda yaşıyoruz. Algılardan uzak, günlük hayatımızda doğrudan çok bir etkisi olmayan ancak yine de insanların bilerek isteyerek bir şeyler uğruna öldürüldüğü, ancak özellikle adı savaş konulmayan bir savaşın içerisindeyiz. Ülkeler ekonomik ve politik çıkarlarını korumak için poker oynarmışcasına hamleler yapıyor. Ekonomi, ölümler, bombalar, askerler koz olarak kullanılıyor.

dünya savaşı

2. Dünya Savaşı gibi Paris’te tanklar dolaşmayacak, İngiltere bombalanmayacak,  Artık “çıkartmalar”, “misillemeler” ve “operasyonlar” çağında yaşıyoruz. Kaçımız IŞID kaç kişi öldürmüş, Orta Doğu’da kaç kişi ölmüş veya Putin bu gün ne demiş diye bakıyor? Medyada yer alan ölüm haberlerine ne kadar bağışıklık kazanmış durumdayız? İnsanların ölmesi, ülkelerin birbirine atarlanması, birinin bir yerleri bombalaması ne kadar da normal algılanıyor? TDK normal’in tanımını bakın şöyle yapıyor: kurala uygun, alışılagelen, aşırılığı olmayan, uygun. Savaşın getirdiklerini normal olarak algılamamız ne kadar da kolay oldu değil mi?

Şimdi tekrar bakın haberlere ve yeni nesil bir savaşın içinde olduğumuz algısından uzak, nasıl yaşamaya devam ettiğimizin farkına varın. Nasıl olsa bir kaç gün içinde tekrar unutacaksınız.

Ama en azından şunu unutmayın. Daha fazla 3. Dünya Savaşı beklemenize gerek yok. Zaten o savaşın içerisindeyiz.