Afyonkarahisar neden çağdaş sanatın merkezlerinden biri olmasın?

Gün geçmiyor ki güzel ülkemiz, çağdaş sanatta dünyaya yön veren gelişmelerden birine daha imza atmasın. Önceki yıllarda sanat çevresinin İstanbul dışına pek çıkamayışından çoğumuz şikayetçiydik. Bu sorun gündemimizde uzun bir süre kaldı, kah üniversitelerimizde, kah kuaförlerde, kah kahvehanelerde bu konunun bol bol kritiği yapıldı, yeni yollar denendi, yeni yollar açıldı. Tüm bu uğraşların yavaş yavaş meyvesini verdiğini görmeye başladık, sevincimizi zirveye ulaştıran haber ise güzide kentimiz Afyonkarahisar’dan geldi.
2(23)

Geçtiğimiz günlerde, çağdaş sanatın odak merkezlerinden biri olmaya aday güzide kentimiz Afyonkarahisar’ın Sandıklı ilçesindeki bir sergiye katıldım; ’’ Sucuksal İzlenimler’’.  Serginin konumlandırıldığı mekan, kamusal alan/özel alan ikilemleri arasında kuvvetli bir denge kuracak ve mekanlara adadığımız tanımları sorgulatacak nitelikte. Düşüncesi bile heyecan verici; sergi mekanı, şehirler arası otobüslerin uğramadan geçemediği, her gün yerli ve yabancı birçok turisti misafir eden bir dinlenme tesisi. Bu durum, serginin görünürlüğünü tesadüfi olasılıkların da şekillendireceğini gösteriyor. Küratör Faruk Tan, aynı zamanda dinlenme tesisinin işletme müdürü. Tan Bey, anlaşıldığı üzere zaten mekanın atmosferine ve yörenin tüm dinamiklerine aşina biri. Gün içinde birçok insanın ihtiyaçlarını karşıladığı, kısa vakit geçirilse dahi büyük önem teşkil eden bu tip mekanlar, onun için daima tutku olmuş. Durağan bir mekanda çalışmak veya yaratıcı fikirler geliştirebilmek ona göre imkansız; ‘’İnsanların kısa molalar verdiği bu tesis, burada çalışan biri tarafından bakıldığında daima hareket eden ve yenilenen bir akışa sahip, sürekli olarak yeni insanlar geliyor ve gidiyor; tıpkı aynı suyla iki kere yıkanamayacağımız bir nehir gibi. Burada sürekli olarak yenilendiğimi hissediyorum. Burası benim için, katılımcısıyla var olan, sürekli değişen ve kendini yenileyen bir çağdaş sanat yapıtı.’’ diyerek heyecanını bizlerle paylaşıyor.

afyonkarahisar sucuğu

Tesisin giriş koridoruna adım attığımız gibi kangal sucuklardan yapılmış devasa bir enstalasyon ile karşılaşıyoruz. İlk görüşte insanın üzerinde şok etkisi yaratan yapıtın bizlerden istediği  de bu sanırım. Sucuk, organik bir madde olduğundan dolayı ilk başta bunun an içinde var olan, zamanla çürüyerek yok olacak bir geçici heykel olduğu izlenimine kapılıyorum. Bu durumun sergi mekanındaki daimi hareketliliğe güçlü bir tezat oluşturduğunu düşünürken, rehber bize asıl şaşırtıcı açıklamayı yapıyor; tavana asılmış yerleştirme, 264 kangal sucuk görünümündeki cam ve led aydınlatmadan oluşan kocaman bir avizeymiş. Afyonkarahisar’ın sucuğunun meşhur olduğunu bilmeyen yoktur zaten. Yerleştirmenin aynı zamanda bir avize, yani ışık kaynağı olması, coğrafyanın dinamiklerinde sucuğun ne kadar önemli bir rol üstlendiğini, insanların bu yiyecek sayesinde güçlü ekonomik ilişkiler kurduğunu vurguluyor. Diğer yandan avizelerin evlerimizdeki konumları düşünüldüğünde, bu ekonomik ilişkilerin bireysel çıkarlar ve acımasız rekabetler üzerine kurulu olmadığını, bölgede kolektif bilincin hakim olduğunu anlıyoruz. Bu referanslar üzerinden tekrar baktığımda Afyonkarahisar’ın, birbirinden kopuk insanların yaşadığı soğuk bir şehir değil, çok sayıda ferde sahip kocaman bir ev olduğu izlenimine kapılıyorum. Bu sıcaklık ve bağlılık vurgusu, yapıtı naif bir konuma düşürüyor mu diye sorgulamadan edemiyorum, ama coğrafyaya ait elementlerden yola çıkılsa da asıl vurgunun kolektif bilince dair olduğunu düşününce bu sorgulamadan vazgeçiyorum.  Sucuğun sadece yenen bir ürün olmaktan çıkıp, sergilenecek bir yapıt haline gelmesi akıllara Oldenburg’u da getiriyor elbet. Oldenburg’un işleri Birleşik Devletler’in ve yiyecek endüstrisinin bir yansımasıyken, sucuk da Afyonkarahisar’ın bu büyük endüstrilere dair bakış açısının yansıması. Diğer yandan yüksek ve düşük kültürü,  temsil edilen ‘’şey’’in -sucuğun- ve temsil aracının -yerleştirmenin- ironik birlikteliği aracılığyla bir araya getiren yapıt, her iki kültürü de birbirinden keyif almaya davet ediyor. Bu güçlü yapıtı kimlerin ürettiğine dair bilgimiz yok, sadece çok sayıda kişinin emeği geçtiğini biliyoruz.

sucuk-avize-afyonkarahisar-720x450

Serginin en vurucu işlerinden bir diğeri de 30 metre sucuktan oluşan ‘’The Way Of Love And Peace’’ adlı performatif yerleştirmeydi. Bu uzun sucuk yolundan herkes bir parça kesip, ‘’kendin pişir kendin ye’’ usulünde kızarttıktan sonra bir başkasına ikram etti. Herkes, emeğini bir diğeriyle paylaştı. Bir yandan ‘’Allah’a şükür bugün de doyduk’’ diye düşünürken, diğer yandan da bu paylaşım ve bilgi akışının yarattığı sıcaklığı duyumsadım.

Sucuksal İzlenimler, 15 Ocak 2025’e kadar Afyonkarahisar Dinlenme Tesisleri’nde. . .