Beyaz yakalının sırtı neden yere gelmez?

Beyaz yakalı; öğle arasında take away kahvesiyle ofisine dönen, renkli post-itleriyle işinin aynı zamanda keyif veren bir etkinlik olduğu mesajını veren, haftasonu yiyen içen, fırsat buldukça gezen ve bunu her fırsatta göze sokan, pazar günleri hangover olan ama gündemde neler döndüğünden hep haberdar, yabancı dile hakim, grup çalışmasına yatkın… Şüphesiz hepimiz 2000’li yılların popüler karakteri beyaz yakalıya daha bir çok ayırt edici pratik yakıştırabiliriz. Dolayısıyla beyaz yakalının kim olduğunu anlatmaktan çok beyaz yakalının o çetin rekabet koşullarında nasıl ayakta kaldığını ve nasıl yükseldiğini anlamaya ihtiyaç var.

Orta sınıf genellikle toplumun orta direği olarak nitelenirken, orta sınıfın sadece beyaz yakalılardan oluşmadığı gerçeğini de göz önünde bulundurarak denilebilir ki, orta sınıfın orta direği beyaz yakalıdır. O ekmeğini kol gücüyle demir döverek üretim bandında ter akıtarak değil, diplomalı olmasının sağlamış olduğu imkanla entelektüel emeği üzerinden kazanmaktadır. Entelektüel emek demişken kültürel sermayeden bahsetmemek olmaz. Kültürel sermaye kabaca bireyin ailesinden miras aldığı ve eğitim yoluyla geliştirdiği becerilerin tümüdür. Aynı zamanda beyaz yakalının entelektüel emeğinin kaynağıdır. Bu yönüyle kültürel sermaye beyaz yakalı için yatırım yapılması gereken, hayati öneme sahip kendisini görece “iyi” kazanan, orta sınıfa mensup bir küçük işletme sahibinden ayırmasına olanak sağlayan araçtır. Peki beyaz yakalı nasıl bir alanda hareket eder? Bu sorunun cevabı onun, kültürel sermayesini nasıl kullandığı ve bu sayede çetin şartlarda nasıl ayakta kaldığını açıklamaya yardımcı olacaktır.

Beyaz yakalının hareket alanı yeni kapitalizmin düzenlediği güvencesiz esnek bir iş hayatıdır. Öyle ki bu alanda sözleşmeler genellikle kısa süreli olmakta, performans adeta kutsal sözcük olarak kabul edilmekte ve performansı “yeterli” düzeyde olmayana yer verilmemektedir. Eğer beyaz yakalı kendine bu alanda yer açmak istiyorsa sürekli kendini geliştirmeli, seçenekler arasından en uygun olanın bizzat kendisi olduğunu ispatlamalıdır. Yeni kapitalizmin söz konusu koşulları, hayat tarzını geleceğini güvenceye alma ve kariyer basamaklarını hızla tırmanma amaçları üzerinden kurgulayan beyaz yakalı için yeni stratejileri de beraberinde getirmektedir. Bu kaygan ve geçici zeminde tutunmak için her yola başvuran beyaz yakalı, kültürel sermayesinin anlamını da belirli bir alanda derinlemesine bilgi sahibi olmak yerine işine yarayabilecek her şeyden az az bilmek gibi bir amaçla yeniden üretmektedir. Bu yeni beyaz yakalı kültürel hepçil olarak adlandırılır. O artık sadece ait olduğu sınıfın ya da miras aldığı kültürel sermayenin gerektirdiği ilgiye ve bilgiye değil, aynı zamanda alt kültürün ve yüksek kültürün ürünlerine de hakimdir. Sanat galerisine de gider, Müslüm Gürses de dinler. Yat alacak imkanı yoktur fakat hangi modelin ne kadar ettiğini bilir. Evini kiradan tasarruf etmek için dört kişiyle paylaşır. Müdürü ekstrem bir sporla uğraşıyorsa eğer, o spor hakkında üstünkörü konuşabilecek bilgiye sahiptir. İçinde bulunduğu alan kendisinin neyi bilmesini hangi karakter olmasını gerektiriyorsa beyaz yakalı kısmen o’dur. Bir nevi karakter emlakçısıdır. Bu yönüyle neoliberal dönemde kültürel hepçillik, beyaz yakalının neoliberalizmin kaygan ve belirsizliklerle dolu alanında var olabilmek için ortaya koyduğu bir stratejidir adeta. Dolayısıyla beyaz yakalı kolay kolay oyun dışında kalmaz. Sahip olduğu entelektüel emeği plazanın gerektirdiği karakterle harmanlar ve kariyer basamaklarını bir bir tırmanır…