Dersim’den dilenen özür neden kabul olmaz?

Geçtiğimiz haftalarda iktidarla muhalefet alışıldık biçimde birbirlerine atıp tutarken laf yine döndü dolaştı Dersim’e geldi. Hükümetin özür dilemekten helak olmasına rağmen ne hikmetse Dersimliler bu meselede ikna olamadılar. Bu konuda ikna olmayanların haklılığından bahsetmemize gerek bile yok aslında. Dersim’e gidip “Alevilerin sorununu biz çözeriz” demek Dersimlilere pek de bir şey ifade etmiyor. Dersim’in doğası, toprağı, kutsal kabul edilen yerleri tahrip edilirken bunları söylemek ve geçmişte yaşananlardan dolayı özür dilemek buradaki sorunların günlük siyasete kurban edilmesidir.

“Jar-u diyar” derler Zazaca’da. Ziyaretler diyarıdır Dersim. Bir su kaynağı, bir dağın tepesi kutsal bir anlam ifade eder Dersimliler için. Dersimlilerin inanç dünyasında doğa oldukça önemli bir yer teşkil eder. Barındırdığı bu özelliklerle Alevilik inancı içerisinde özgün bir karaktere sahiptir Dersim. Peki hükümet mevcut HES projeleri ile bu hassasiyetlere ne kadar duyarlı?

gole-cetu

Daha önce basına da yansıyan ve Pülümür çayı ile Munzur’un birleştiği nokta olan Gola Çetu’nun(Gola Xızır/Hızır’ın gölü) bir kısmı barajın sularının altında kalmıştı. Halkın tepkisi sonrası belediyenin de girişimiyle kalan kısmı kurtarılarak milli park haline getirilmişti. İki akarsuyun buluştuğu bu noktada Hızır ve Munzur’un barıştığı ve sonrasında suya karıştıkları anlatılır. Perşembe geceleri insanların mumlarını yaktığı, dargınların barıştığı bu mekan, her ne kadar bir kısmı milli park haline getirilse de, barajdan nasibini almış durumda. Kendisi de kutsal kabul edilen Munzur’la beraber doğanın ve Gola Çetu gibi birçok kutsal mekanın tahribatı dilenen özürleri de inançlarla ilgili taahhütleri de boşa çıkarıyor.

gola çetu

İktidarın geçmişte yaşanan acıları sıklıkla gündeme getirmesinin gündem değiştirmek ve siyasi rakiplerine karşı bu olayları koz olarak kullanmaktan başka bir amaca hizmet etmediği aşikardır. Dersimlilerden özür dileme ve insanlara inanç özgürlüğünü sağlama iddiası varsa, bu iddianın baraj projeleri durdurulmadan gerçekleştirilme imkanı yoktur. Ya da ille de bir özür dilenecekse “verdiğimiz ve vereceğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz.” minvalinde bir özür olmalıdır bu. Bu da kabul görmeyecektir tabi ki ancak, tutarlılık açısından daha akla yatkındır.

munzur-vadisi

Hükümetin inançlarla ilgili politikalarının yanı sıra, 1938 Dersim katliamıyla ilgili tavrı da samimiyetten uzaktır. Mağduriyetlerin ortadan kaldırılması ve adaletin yerini bulması adına 2011’de dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan’ın dilediği ilk “özürden” bu yana hiçbir adım atılmamışken konunun bugünlerde yeniden aynı üslupla gündeme gelmesi en ufak bir inandırıcılık barındırmıyor. Konunun tartışılmasının elbette faydası vardır. Ancak arşivlerdeki belgeler olmaksızın müthiş bir dezenformasyon eşliğinde yapılan tartışmaların geçmişte yaşananların ortaya çıkarılmasında pek de bir katkısı olmayacaktır.

Sonuç olarak bütün bunlar aslında hükümetin özür söyleminin ardında, geçmişte Dersim’e yönelik yürütülen politikaları bugün farklı bir formda sürdürdüğünü gösteriyor. Dersim’de yaşam alanlarına ve doğaya yapılan saldırı orada yaşayan insanların inancına yapılan saldırıdan bağımsız ele alınamaz. Bütün bunların yanına cemevlerinin statüsü ve zorunlu din dersi gibi maddeleri de koyarsak hükümeti veya devleti temsilen kimsenin Dersimlilere ya da Alevi toplumuna inanç özgürlüğü konusunda söyleyecek tek bir sözünün olmadığını rahatlıkla görebiliriz.

Son olarak yazıyı Munzur Baba efsanesiyle bitirelim:

gözeler

Bu, Ovacık ilçesine bağlı Ziyaret köyü civarında yaşayan bir ağa ile Munzur isminde bir çobanın hikayesidir. Munzur’un ağası Hac zamanı Hacc’a gitmiş. Ağa Hac’da iken Munzur bir gün ağanın hanımının yanına gelir ve “Hatun, ağamın canı sıcak helva ister, helva yap da götüreyim” der. Ağanın hanımı önce şaşırır sonra “herhalde çobanın canı helva yemek istiyor, kendisine helva yapayım da yesin” diyerek helvayı pişirir ve bir bohçanın içinde Munzur’a verir. Munzur göz açıp kapayıncaya kadar helvayı ağaya götürür. Ağa Hac’da Munzur’u karşısında görünce şaşırır. Munzur; “Ağam canın sıcak helva çekmişti. Sana helva getirdim” der ve elindeki bohçayı verir. Ağa bohçayı açar, sıcak helvayı görünce şaşırır. Munzura bir şey söylemek ister ancak Munzur orada değildir. Hac’dan köyüne dönen ağayı köylüler topluca karşılamaya giderler. Munzur’da elindeki süt dolu bakraçla birlikte köylülerin arkasında yürümeye başlar. Herkes ağaya yaklaşıp elini öpmek ister. Ağa, Munzuru göstererek; “Asıl eli öpülecek kişi Munzur’dur” der ve halk ile birlikte Munzur’a doğru koşar. Bunu gören Munzur panik içinde dağlara doğru kaçmaya başlar. Bu koşma sırasında Munzur’un elindeki bakraçtaki süt etrafa dökülür ve döküldüğü her yerde süt gibi beyaz sular fışkırır. Munzur da kayalarda kaybolup gider. İşte suların fışkırdığı bu yerler Munzur suyunun doğduğu gözelerdi.”

Yazar: Ulaş Gündoğan http://imdatfreni.wordpress.com/2014/12/12/38den-bugune-verdigimiz-ve-verecegimiz-rahatsizliktan-dolayi-dersim-halkindan-ozur-dileriz-ulas-gundogan-2/