5544372-idrtskanonSizlere, tarihte katılma hakkı elde edemediği turnuvayı kazanmayı başaran bir takım olmuş mudur diye sorsak cevabınız ne olurdu? Doğru tahmin edenleriniz olabilir, edemeyenler ise Danimarka’nın 1992 yılında yazdığı bu sürrealist hikayeyi bilmiyorlar demektir. İşte hem bu sorunun, hem de Euro 1992′yi neden favori gösterilen ülkelerden birinin kazanmadığının cevabı olan Danimarka Milli Takımı’nın gerçeküstü hikayesi.

“Mutfağımı tadilat ettiriyor olmam gerekiyordu” diye hatırlıyor Danimarka’nın o yıllardaki teknik direktörü Richard Møller Nielsen. Açıklamasından da görüldüğü üzere Danimarkalı hocanın o yaz için daha önemli bir planı yokmuş gibi görünüyordu. O sıralarda teknik direktörlük koltuğu hiç de güvende değildi zira takım Euro 92′yi kaçırdığı için herkes onu suçluyordu. Öyle ya Laudrup kardeşler, elemeler sırasında oynattığı futbola tepki olarak milli takımı bırakma kararı almışlardı. Bununla da kalmamış Nielsen, geri adım atmak yerine takımın yıldız isimleri: Jan Molby ve Jan Heintxe’yi disiplin problemleri yüzünden kadro dışı bırakmıştı!

dann

Mayıs ayının sonları, Dejan Savicevic önderliğindeki Yugoslavya Milli Takımı hazırlıklarını turnuvanın yapılacağı İsveç’te sürdürüyordu ancak bilmedikleri bir şey vardı. Takım, Balkanlarda yaşanan iç savaş yüzünden başlamasına 10 gün kalan turnuvadan ihraç edilmişti. Kararı takıma açıklamak zorunda kalan kişi de daha sonra o anları “hayatımın en kötü günü” olarak nitelendirecek olan Dejan Savicevic olmuştu.

Turnuvaya elemelerde Yugoslavya’nın ardından grubu 2′nci sırada bitiren Danimarka’nın davet edilmesi kararlaştırıldı. Yugoslavya’nın kaybı Danimarka’nın ve dolayısıyla teknik direktör Nielsen’in kazancı oldu. Haberi alan Nielsen, oyuncularını tek tek aradı ve tatillerini yarıda bırakmalarını istedi. Bunun üstüne futbolcular tatillerini yarıda keserek Euro 1992′nin ve İsveç’in yolunu tuttu. İzleyenler üzerinde etki bırakacak bir futbol sahaya sürmeleri için önlerinde 10 günlük bir hazırlık süresi vardı.

dani

Dörder takımlık iki gruptan oluşan turnuvada Danimarka; ev sahibi İsveç, İngiltere ve Fransa ile karşılaşacaktı. Gerisini orta saha oyuncusu Kim Vilfort’tan dinliyoruz:

Haberleri aldık, düşünülecek bir şey yoktu. Bu turnuvaya katılmamız gerekiyordu. Reddetmek Danimarka Futbol Federasyonu ve UEFA’nın arasındaki ilişkileri bozabilirdi. Ama iyi bir takımımız vardı. Zaten başarısız olamazdık çünkü üzerimizde hiç baskı yoktu. 5-0 da kaybetsek hiç önemi yoktu.

İşte bu etkileyici öykünün kilit noktası da buydu. Danimarka başarılı oldu çünkü takımın omuzlarında taşımak zorunda oldukları herhangi bir baskı unsuru yoktu. Ancak her şey bir anda mükemmel olmadı. Danimarka ilk maçında İngiltere ile 0-0 berabere kaldı. İkinci grup maçında ise ev sahibi İsveç’e mağlup oldular. Gruptan çıkmak için Fransa’yı yenmeleri gerekiyordu; herkes onların yarıda bıraktığı tatillerine devam edeceğini düşünüyordu. İşte peri masalı tam da bu noktada başlayacaktı.

Orta saha oyuncularından Vilfort, lösemi olan 7 yaşındaki kızını ziyaret ettiği için maçtaki yerini alamayacaktı.  Nielsen’in adamları, herkesin düşündüğünün aksine turnuvanın ağır sikletlerinden Fransa’yı 2-1 yenerek üst tura çıkmayı başardı. Bir üst turdaki rakip mutlak favori gösterilen Hollanda’ydı. 120 dakika 2-2′lik eşitlikle tamamlandı. Penaltılarda Danimarka’nın Peter Schmeichel gibi bir avantajı vardı. Her iki takım da ilk penaltı atışlarında hata yapmamıştı. İkinci penaltıda topun başına 1988 yılının kahramanı Marco van Basten geçti, devlerin kapışması başlıyordu…

Penaltı kullanan oyuncular arasında hata yapan tek isim van Basten olunca Danimarkalı oyuncular ayaklarının kumlarıyla (!) final biletini kapıyordu. Danimarka şu ana kadar İngiltere, Fransa ve Hollanda gibi üç favori ülkeyi evine yollamıştı. Dördüncü ülkeyi de geçmeleri demek gelmiş geçmiş en büyüleyici peri masallarından birinin yazılması demekti.

Turnuvaya neredeyse hazırlanmadan katılmış Danimarka’nın son dünya şampiyonunu yenmesi kağıt üzerinde imkansız görünüyordu ancak futbol kağıt üzerinde oynanmıyordu.

kim_vilfort
“Kızım için!”

Maçın ilk 15 dakikası Almanya ve Schmeichel arasında geçtikten sonra sahneye 48 milli maçında sadece 1 gol atmış olan John Jensen çıktı. Almanya Jensen’in golü karşısında afalladı. Maçın bitmesine 11 dakika kala ise bu sarsıntı yerini şoka bıraktı. Kızını hasta yatağında bırakarak kadroya geri dönen Vilfort 2′nci golü atarak peri masalını tamamlamıştı!

Futbol romantiklerinin en kutsal hikayelerinden bir tanesinin en trajik bölümü Vilfort’un turnuva sonrasında kızı Line’yi kaybetmesi. Belki de Line herkese gururla babasının o yaz başardığı şeyleri anlatıyor…

Yorumlar

Yorum

Paylaş : Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn0Share on Google+0Email this to someone