Evrenin sırrı neden telepatide gizli olmasın?

Bazen aklımıza biri gelir ve bir anda o kişi bizi arar, bazen yolda karşılaştığımız biri ”tam da aklımdan geçiyordun” der, bazen arkadaşımız bir cümle kurduğunda ”lafı ağzımdan aldın” deriz, bazen de sevgilimize ”napıyosun” diye sorduğumuzda ”seni düşünüyorum” cevabını alırız… Aslında tüm bunların sebebi telepati adını verdiğimiz, beş duyumuzun dışında, bilinçdışı olarak gerçekleşen bilgi aktarımıdır.

6. hissi güçlü olan kişilerin daha sık yaşadığı bir durum olsa da bu tarz olayları herkes yaşar. Hatta telepati yeteneğine sahip bazı kişilerin zihin okuma yeteneği olduğu bile söylenir. Örneğin ”her şeyi bildi” diyerek ücretsiz reklamını yaptığımız falcılar da aslında tüm bilgileri bizden telepatik olarak alıyor olabilir. Kişilerden sinyal alma ya da kişilere sinyal gönderme üzerine bir takım psişik çalışmalar yapılmaktadır.

0 (1)

Yakın zamana kadar bu tarz iletişimin zihinler arası bir tür sinyal alışverişinden kaynaklandığı düşünülmüş olsa da bilim insanları bu konuya başka bir bakış açısı getirdi. Onlara göre zihinler arasındaki iletişim bizim zannettiğimiz gibi sinyallerle gerçekleşmiyor. Bilim insanları bunu holografik evren kuramıyla açıklıyor.

1982 yılında Alain Aspect ve araştırma ekibi yaptıkları bir deneyde aynı atoma ait iki parçacıktan birinde oluşturulan etkinin, mesafeleri ne kadar uzak olursa olsun, hiçbir işlem uygulanmadığı halde diğer parçacıkta da oluştuğunu gözlemlendi. Aralarındaki uzaklık ister 3 metre olsun ister 10 bin mil, her parçacık bir diğerinin ne yaptığından haberdardı ve aynı anda aynı tepkiyi gösteriyordu. İlk başta iki parçacık arasında sinyal yoluyla eş zamanlı bir haberleşme sağlandığı düşünülse de, David Bohm parçacıkların gerçekte ayrı olmalarının yalnızca bir illüzyon olduğunu düşündü. Bohm bunu şöyle açıklıyor; ”İçinde bir adet balık olan bir akvaryumunuz olduğunu hayal edin ve akvaryuma yandan ve önden birer tv kamerası yerleştirin. Balığın hareketlerini yakalayabilmek için de her kamera için birer ekranınız olsun. Şimdiye kadar balık, akvaryum ve kamera görmemiş bir kültürden geldiğinizi düşünün ve tek gördüğünüz şey ekranlardaki iki imaj. Bu durumda iki ayrı balık varmış gibi algılarsınız. Çünkü akvaryumun derinlemesine gerçekliğinin ne olduğunu bilmiyorsunuz. Bu sebeple iki balık aynı hareketi aynı anda yaptığında ikisi arasında eşzamanlı bir iletişim olduğu sonucuna ulaşırsınız. Oysa ikisi de aynı balıktır.”  Bohm atomaltı parçacıklar hakkında da aynı yanılgıda olduğumuzu, elektronlar arasında bir ayrılık olmadığını söylüyor. Hatta insanlar arasında da…

Bohm bizim holografik bir evrende var olduğumuzu ve aramızda herhangi bir sinyal alışverişi olmadığını ifade ediyor. Holografik evren teorisine göre evrenin tümü her bir hücrede, her bir atomda ve her bir elektronda kayıtlı.

Karl Lashley’in beynin hafızadan sorumlu bölümünü bulmak için fareler üzerinde yaptığı çalışma da bu bulguyu destekler nitelikteydi. Lashley önce fareleri eğitip sonra beyinlerinin bazı kısımlarını çıkarıyor ancak farelerin davranışlarında herhangi bir değişiklik olmuyordu. Hatta beyinlerinin büyük bir kısmı çıkarılsa da yalnızca topallıyor, yavaşlıyor yine de aynı davranışı sergilemeye devam ediyorlardı. Ancak henüz bunu adlandıracak bir çalışma yapılmamıştı. Ta ki Karl Lashley’in yanında çalışan Plibram 1960 yılında Scientific American dergisinde hologramla ilgili bir makale okuyana dek. Sonunda Plibram hafızanın nasıl belirli bir bölümde değil de tüm beyne dağılmış olduğunun cevabını bulmuştu. Daha sonra Bohm’un bu konudaki araştırmalarını okuyan Plibram, yalnızca sorusunun cevabını bulmakla kalmayıp, Bohm’un görüşüne göre tüm evrenin hologram olduğunu da keşfetti.

0

Fransız bilimadamı Dr. Jecques Benveniste’nin su üzerinde yaptığı bir çalışma da bundan farklı bir sonuç vermemişti. 1980 yılında başlattığı deneyde, suya bir madde ekledikten sonra bunu 1 milyon kez sulandırmış ancak eklediği maddenin kaybolmadığını gözlemlemişti. Bunun üzerine milyonlarca kez daha sulandırarak hala o maddenin kaybolmadığını görünce, her bir su molekülünün o maddeyi bir şekilde hafızasına kaydettiğini farketmişti.

Evet holografik evren teorisi bize yalnızca hafıza ile ilgili ipucu vermekle kalmıyor ayrıca ”bilinç” hakkında da bambaşka bir bakış açısı geliştiriyor. Her bir parçacığın hafızaya sahip olduğunu göstermenin yanısıra, bütün parçacıkların birbiri ile ilişki içinde olduğunu ve bunun aynı zamanda mekansızlık anlamına da geldiğini söylüyor. Bilgi, birbirinden ne kadar uzakta olursa olsun tüm parçalara aynı anda etki ediyor. Bu teori nesneleri düşünce gücüyle hareket ettirmek veya telepati kurmak gibi paranormal durumlara da açıklık getiriyor. Özetle, evrendeki tüm bilgiler hepimizin her bir hücresinde kayıtlı. Yani aslında sorduğumuz soruları, tüm bilinmezleri ve varoluşa dair tüm cevapları zaten biliyoruz, yalnızca hatırlamıyoruz. Daha da ötesi varolan her parçacık kozmik teklik içinde. Hiçbiri birbirinden ayrı değil, birbirinin aynısı. Biz insanlar da öyle…

Kendimize yaptığımızı tüm evrene, evrene yaptığımızı da aslında kendimize yapmış oluyoruz. Bu sebeple evrene sunduğumuz iyilik ve sevgi bizim için en akıllıca seçim olacaktır.

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Telepati / http://blog.milliyet.com.tr/bilim-suyun-hafizasini-kesfetti-/Blog/?BlogNo=299470 / http://www.astroset.com/bireysel_gelisim/metafor/k29.htm