Gelecek öngörüleri neden olumlu olmaz?

Son on yıla baktığımızda insanoğlunun her yıl artarak geleceğe dair felaket senaryolarına olan inancının pekiştiğini görüyoruz. Artık geleceğe dair dünyanın daha yaşanılabilir olacağına, teknoloji sayesinde daha iyi yarınlara gideceğimize dair inancımız eskiye nazaran daha az.

1970 ve 1980’lerdeki teknolojik gelişimler sayesinde bu senelerde ortaya konulan çoğu gelecek projeksiyonunda gelecek nesillerin kolay bir yaşama sahip olması, dünya ekonomisinin gelişmesi, zenginliğin artması gibi olumlu sayılabilecek öngörülerin çokluğu dikkat çeker. Jetgiller izleyerek büyüyen bir jenerasyonun da beklentisi gökdelenlerin tepesinde bir evde uyandığı gibi bir yürüyen banda binip uçan arabalarıyla işe gitmeyi hayal etmesi gayet normal.

Teknolojik gelişimin gündelik hayatımıza olan etkilerini birebirde deneyimleyen nesil de aynıdır. “olley artık her saniye feysbukumu kontrol edebiliyorum” diyerek böbürlenen insanlar olmaktan öte sadece herkesin aynı teknolojik gelişimden yararlandığı ve bunun artık olumlu olup olmadığına ilişkin yargılar yapmaktan uzakta bir gelişmişlik düzeyindeyiz. Elimizdeki datalar teknoloji gelişiminin 70’ler ve 80’ler öngörülen şekilde uygarlığımızda bir çığır açmadığını ya da o senelerde öngörülenden daha az insan hayatını olumlu yönden etkileyen sıradışı gelişim olduğunu gösteriyor. Bunun üzerine kaymak olarak bir de bilimsel olarak kanıtlanmış küresel ısınmayı da eklediğimizde olumlu öngörülere yer kalmadığını görüyoruz. Yani artık havada uçan arabalar bizim geleceğe ilişkin açlığımızı doyurmamakta. Bunun yerine kurtuluşu uzaya gitmekte, uzaya ilişkin sınırları zorlamakta, buraları terkedip daha güzel yarınlara, ikinci şanslara doğru yol almakta arıyoruz. Artık yeni cool astrofizikçiler, teorik fizikçiler, yani genel olarak bilim insanları. Cosmos seyrediyoruz, CERN’ü ziyaret etmeyi düşlüyoruz, Big Bang Theory’i takip ediyoruz. Bu sebepten Christopher Nolan’ın son filmi Interstellar doğru bir zamanlamayla ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Dünya üzerindeki insanlık uygarlığının son demlerini yaşadığımıza dair olan inancımız bize çareyi uzaklarda bilinmezlikte aramaya itiyor.

Muhteşem insan Douglas Adams’ın Bir Otostopçu’nun Galaksi Rehberi üçlemesinde kurduğu akıl almaz öykü sarmalında kitabın ana karakterlerinden uzay ve zaman içerisinde seyahat eden dünyalı Arthur ve uzaylı Ford kendilerini bir uzay gemisinin içinde bulurlar. Kısa bir süre içinde uzay gemisinin içinde uyutulan bir çok insana benzer yaratığın olduğunu fark ederler. Geminin kaptanıyla yaptıkları konuşmadan bu yaratıkların yeni bir yaşanabilir gezegen arayışı içinde olduğunu anlarlar. Vardıkları gezegenin Dünya olduğunu ve yaratıkların aslında insanların ataları olduğunu anladığı an ve sonrasında insanların nasıl birbirini katlettiği ve uygarlığın nasıl gelişemediğini birincil elden deneyimleyen Arthur kendini bir mağaraya kapatır ve tek başına yaşamaya devam eder. İkinci şansımızı olumlu bir şekilde kullanıp daha gelişmiş ve iyi bir uygarlığa doğru yol alacağımızı kim garanti edebilir?


Dünyayı terk etmemiz gerektiği gün facebooka online checkin yapıp “X is travelling to UNKNOWN from Earth” yazacağımız günleri iple çekmekle beraber herkesi uygarlığımız son demlerini iyi yaşamaya davet ederim.

 

One Reply to “Gelecek öngörüleri neden olumlu olmaz?”

Comments are closed.