Her seçimi bir öncekinden farklı ve daha kritik olan Türkiye yavaş yavaş seçim atmosferine giriyor. Otoriterleşmeyi iliklerimize kadar hissettiğimiz, olağanüstü hal uygulamalarını aratacak uygulamaların yeniden gündeme geldiği ve hukukun işlevsizleştiği bir dönemde gerçekten de bu seçimlerin kritik bir eşik olduğunu söyleyebiliriz. Bunların dışında, cumhurbaşkanının sıklıkla telaffuz etmekte beis görmediği başkanlık sistemi tutkusu da bu seçimlere yüklenen anlamın artmasının bir diğer nedeni. Seçimlerde iktidarın anayasayı değiştirecek çoğunluğu elde edip edemeyeceği bu nedenle oldukça önemli. Hal böyleyken meclis aritmetiğini değiştirebilecek tek olasılık HDP’nin parti olarak meclise girmesi olunca HDP üzerindeki ilgi de arttı. Ayrıca ittifak arayışları ya da talepleri iktidarı geriletme anlamında önemli bir seçenek olarak tartışılmaya devam ediyor.

chp-hdp-bhh

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, ben de ittifak olanaklarının değerlendirilmesinden yanayım. Ancak bu arayışları gerçekçi temeller üzerinde ve ortak paydalar temelinde olması da kaçınılmazdır.  Bu bağlamda, son dönemde bazı kesimler tarafından dillendirilen HDP-CHP-BHH ittifakı çağrısının karşılık bulabileceği inancında değilim. Burada demek istediğim bu yapılar içerisinde bir araya gelebilecek dinamiklerin kati suretle olmadığı değildir. Zaten bu çağrıyı yapanlardan biri de BHH bileşenlerinden olan ÖDP’nin genel başkanı Alper Taş’tır. Ancak CHP ve BHH’nin içinde bulunan ulusalcı ve “laikçi”liğin bu birleşme önünde ciddi bir engel teşkil ettiği kanaatindeyim.

Bu kliğin Kürt sorunu, Kürt özgürlük hareketi ve çözüm sürecine bakış açısı bu birlikteliğin gerçekleşmesinin önündeki en büyük engel olarak yer alıyor. Çözüm sürecini bir pazarlık olarak gören, yakın zamana kadar HDP’nin seçime parti olarak girmesini AKP ile varılan bir uzlaşma olarak değerlendiren bu çizgi ve HDP’nin ortak hareket etmesi beklenmemelidir. Elbette çözüm sürecine yöneltilebilecek eleştiriler olabilir hatta olmalıdır. Ancak üsttenci bir dille yapılan ve olayı AKP ile anlaştınız noktasına getiren bir anlayış ve HDP’nin bir ortaklık sağlayamayacağı açıktır. Zaten en son cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki tablo da aslında bu yorumu pekiştiriyor. Ancak yukarıda da belirttiğim gibi bu konuda genel bir değerlendirme yapmak da çok doğru bir sonuç vermeyecektir. Farklı çizgilerin yer aldığı CHP ve BHH’de HDP ile aynı noktada buluşabilecek bir çizginin varlığı da aşikardır.

Bir diğer nokta ise mütedeyyin kesimle kurulan ilişkidir. Her ne kadar CHP bu konuda yakın zamanda Mehmet Bekaroğlu’nu partiye katmasıyla bir hamle içerisinde olsa da bu konuda parti içi çelişkileri giderebilmiş değildir. Parti içinde Bekaroğlu’nun varlığından rahatsız olan bir grup hala mevcuttur. Aynı şekilde BHH içerisinde de muhafazakar seçmene de hitap edebilecek bir ajandayı “gerici” olarak niteleme eğiliminde olan bir kesimin varlığı bütün ezilen kesimleri kapsama iddiasında olan HDP ile ortak zemin olanağını ortadan kaldırıyor.

Ezcümle ittifak olanakları mevcuttur fakat kanımca CHP ve BHH’de iki ayrı uçta bulunan siyasi çizgilerin varlığı bu olanakları ortadan kaldırmaktadır. Sosyolojik olarak bu kadar bölünmüş ve kimliklerin bu denli öne çıktığı bir politik ortamda bu kaygıları dikkate almadan üretilecek siyasetin şansı düşüktür. Bu konuda en ideal durum ulusalcı, laikçi çizginin ayrı bir siyasi hat olarak faaliyet gösterdiği koşullarda oluşturulacak bütün ezilenleri kapsayacak bir cephedir. Bu çizginin dahil olduğu koşullarda bütün ezilenlerin sorunlarına, taleplerine kulak verebilecek bir cephenin oluşturulabilmesi mümkün değildir. Bu nedenle mevcut koşullarda HDP-CHP-BHH ittifakını beklemenin isabetli olmadığı kanaatindeyim.

Yorumlar

Yorum

Paylaş : Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn0Share on Google+0Email this to someone