Yaşa, Sev ve Yağmala Captain Morgan!

To Life, Love and Loot…

17. yüzyılda açık denizlerin ve İspanyolların kabusu Henry Morgan’ın düsturu, mantrası bu üç kelime, ‘Yaşa, sev ve yağmala!’

Henry Morgan, bir korsan; lakin öyle serseri mayın diyebileceğimiz türden değil, bir İngiliz ve güneşin batmadığı krallık için, gündüz süresini biraz daha uzatmaya çabalayan bir korsan. Ama diş geçirilebilecek, söz dinleyecek birisi değil, zaten hayatını anlatırken, erken yaşta okulu bıraktığını ve kalemden çok mızrağı sevdiğini de söylemiş bir büyük adamdır Henry.

Mürettebatıyla birlikte saldırmadık, yağmalamadık liman şehri bırakmaz, sadece kazanmakla yetinmez istediği kadar ganimet bulamayınca şehri yakar, insanların kolyesine kadar yağmalar; çalışkandır, yağmaladığı kentte beklemez, hemen başkasına geçer ve elbette ki ne kadar yarar görmüş olsa da İngiltere bu adamı zaptedememekten bıkar. İspanyollarla olan ateşkes anlaşmasının ortasında Henry, Panama’ya saldırır, şehirdeki ganimetlerin o gelmeden apar topar taşındığını öğrenince çıldırır, şehirdeki herkesi kılıçtan geçirir ve öldürmediği son bir kaç insana da işkence yapar.

Ve onca hadise, anlaşma ihlalleri, katliam, uluslararası trajedi sonrasında kendini Jamaika’nın valisi olarak bulur. Ve üstelik bir de ‘Sir’ ünvanı almıştır. İngiltere, Kaptan Henry Morgan’ı harcamak yerine, ödüllendirir ve bu sayede de onun çılgınlıklarından kurtulmuş olur.

Otuzunu görenin pek az olduğu korsanlık mesleğinde emekliliğe ayrılıp, doğal sebeplerle (hastalık sonucu) ölen sayılı insanlardandır Sir Kaptan Henry Morgan.  Peki, böyle sıradışı, masalsı bir yaşam, saygısızca yaşanıp bitmeyle tükenir mi?  Romanlara, filmlere konu olan Sir Morgan için bunlar yeterli olur mu? Korsanlık yıllarında galon galon rom içen, emekliliğinde Jamaika’da sadece içmekle kalmayıp, kendi alkolünü de üreten Sir Kaptan Henry Morgan, neden kendi topraklarında yapılan, kendi adını taşıyan bir romla sonsuza kadar yaşamasın ki?

İşte 1944 yılında Saegram firması, bütün bunları herkesten önce düşünüp Captain Morgan isimli bir rom markası yarattı. Afişinden, hikayesine kadar her şey Sir Henry Morgan’a ithafen yapılmıştı ve logosu birebir olarak Henry Morgan’ı resmediyordu.

Sadece Henry Morgan’ın hatırasını taşıdığından ötürü değil, gerçekten özel bir rom olan Captain Morgan’a geçmeden önce, biraz rom nedir ondan bahsedeyim…

Üzümün yetiştiği yerde şarap, tahılın yetiştiği yerde bira üretildiği gibi, Güney Amerika’nın bereketli topraklarında da şeker kamışı yetiştiğinden, orada da rom üretiliyor işte. Bunun oluru bu kadar basit. Şeker kamışı suyu ve melası, mayalanınca ortaya düşük alkollü bir ürün çıkıyor, bunu da distile edince roma ulaşılıyor.

Peki Captain Morgan’ı özel yapan nokta ne? Bacardi, Havana Club, Brugal gibi büyük rom markaları standart White Rum (Light Rum diye de geçer) ile piyasaya dahil olup, ürününü pompalarken, Captain Morgan tamamen farklı bir şekilde, belki de bir kumar oynayarak Spiced Gold Rum’unu öne sürerek çıkmıştır yola. Sonuçta her ağız tadına uymayabilecek, belki de başlamadan bitebilecek bir ürün, tam tersi şahlanmış ve içki devi Diageo’nun Captain Morgan’ı kendi bünyesine dahil etmesiyle bir numara olmaya da, gözünü dikmesinin önünü açmıştır. Şimdilerde Bacardi’nin senelik 19 milyon kasalık satışını ne kadar sürede yakalar bilinmez ama, emin adımlarda ilerlediği de ortada.

Karamel, çikolata, vanilya tatlarını ayrı ayrı burunda ve damakta hissedip içinizi ısatacak bir bardak Captain Morgan Spiced Gold Rum’u havaya kaldırıp, söylemek isterim ki:

‘To Life, Love and Loot!’