İstanbul’daki Yoga Neden Hindistan’daki Gibi Olmaz?

Uzun zamandır yoga, meditasyon, nefes tekniklerine ilgim var. Kitaplardan, videolardan, internetten sayısız denemelerim oldu ve son 2-3 sene Istanbul’da bir kaç kursu ve farklı stili deneyimledim ve güzel hocalarla tanıştım ve çalıştım.

Şehirdeki hayatımda yoganın yeri, bütün şehir yaşantımın içinde sadece bir parçaydı. Yapmak için özel bir yer bulmak ve gitmek zorunda olduğum, yoğunluklarımın içinde yer açmaya çalıştığım bir öğreti. Tabi haftada bir kere ya da iki kere yaparak öğreti kısmını biraz esnetmiş ve ihmal etmiş oluyoruz. O zaman bir noktada sorunlarından uzaklaştığın ve sosyalleştiğin bir spor aktivitesi halini alıyor.

Sonuçta bir kaç ay haftada 2 kere bile olsa özverili egzersiz sonrasında belli bir seviyeye ulaşabiliyorsun. Ve belli serileri, pozları öğrenmiş, vücudu alıştırmış oluyorsun. Sonrasında bir yandan gelişmeye ve öğrenmeye devam ederken, gerçekten eğitimler dışında tek ihtiyacın olan şeyin kolunun, bacağının, eninin, boyunun sığabileceği belli genişlikte bir alan ve üzerinde çalışabileceğin bir mat veya ne kullanmak istersen o olduğunu fark ediyorsun. Aslında bu kadar sıradan her an her yerde yapılabilecek, neredeyse hiçbir şey gerektirmeyen yoga, şehirde yapmak isteyince çok şey gerektiriyor.

Neyse ki güzel çevrem karşıma hep güzel hocalar çıkardı. Benim ilgimi, tutkumu, öğrenmeye olan hevesimi, nefesime olan ilgimi gördüler ve bana çok yardım ettiler. Güzel günlerdi, güzel hocalardı. Beni buraya kadar gelirken yolumu aradığımı bulmama gönülden yardım ettiler. Bu deneyimlerin sırasında bende bana uygun olduğunu düşündüğüm Ashtanga Vinyasa yogayı kendime uzmanlaşmak üzere seçtim.

Son üç aydır Hindistan’dayım. Birçok nedenle geldim Hindistan’a. Eğitim, gezi, deneyim, kişisel… Ama ilk istediğim gerçekten sağlam bir eğitimdi. İstanbul’dayken kursları kovalamaktan yorgun düşmüş psikolojimle, bütün seriyi kendi kendime yapmayı öğretebileceğim bir yer arıyordum. Ve tam olarak istediğimi Mysore’da buldum. Toplamda sadece 3 haftalık bir eğitim aldım ve bana gerçekten 3 haftada bütün seriyi öğrettiler. Aldığım eğitim eğitmenlik eğitimi değildi, sıradan bir kursa gittim, sabahları normal egzersiz bütün seriyi yapıyorduk ve akşamları da detaylı bir şekilde bütün pozları, detaylarını, isimlerini vs. öğrendik.

Sadece ilk üç gün içerisinde o kadar çok şey öğrendim ve bir anda vücudumla kendimle yogayla ilgili o kadar çok şey keşfettim ki, açıkça söylemem gerekirse sadece ilk günde deneyimlediğim şeyleri, onca zaman boyunca İstanbul’da deneyimlediğimi söyleyemem. Yanlış anlaşılmak istemem, amacım İstanbul’da ki eğitimi kötülemek değil. Demek istediğim bence iki eğitim kıyaslanabilir dahi değiller.

Ve kısa sürede tanıştığım bir çok insanla paylaştığım deneyimler ve fikirler doğrultusunda anladım ki bu durum İstanbul’a özgü değil. Avrupa’dan Güney Amerika’ya, Uzak Doğu’nun farklı kesimlerinden dünyanın çeşitli ülkesinden bir çok insanla tanıştım ve bu kanı ortak vardığımız bir kanı oldu. Yani bu durumda, aradaki bu kıyaslanamaz farkı yaratan Hindistan’ın kendisi gibi gözüküyor. Tabi ki bunun nedenini anlamak zor değil. Sonuçta burası yoganın ana vatanı. Ama bunun ne anlama geldiğini detaylı bir şekilde anlatmak istiyorum ki aradaki fark anlaşılabilir olsun.

Her şeyden önce Yoga yapana büyük bir saygı var. Hint’liler sıcakkanlı meraklı insanlar, Yoga yapıyor musun diye soruyorlar ve hoşlarına gidiyor. Saygı gösteriyorlar. Kendileri çok ilgili değiller “biz tembeliz” deyip gülüyorlar ama ne olduğunu biliyor ve bizim onca yolu kalkıp bunun için gelmiş olmamızı, saygı ve mutlulukla karşılıyor ve anlıyorlar.

İkinci olarak ne zaman nerde olursam olayım, az önce söylediğim gibi matımı serecek ve sığacak her hangi bir yerde yoga yapabilme imkanım burada var ve var. Kimse başında durup bütün ilgisini rahatsızlık verircesine sana çevirip, senin hakkında konuşup dışarıdan komik ve anlamsız gözükebilen hareketlerine gülmüyor. Sadece bu ikisi bile benim için çok yeterli oldu ama ekstradan Hinduismin içinde yaşamak Yoganın anlamını ve nereden geldiğini deneyimleyerek yaşamak, çantralar, çanlar, müzikler, ritimler, renkler, çiçekler, kokular, tütsüler, mandalalar, doğaya şükran, hayata kabulleniş, ışığa sevgi…

Her an sokakta her yerde irili, ufaklı, köşede, ortada, tüm o tapınaklar, ashramlar, küçük sunaçlar, her gün birileri temizliyor, birileri yeni çiçekler ve meyveler bırakıyor. Her geçen bir köşesinde durup kendini sunuyor.

Yoga hareketlerini düzenli bir egzersiz olarak spor gibi yıllarca yapabilirsiniz. Bu güçlü bir spor olur. Ama yogayı gerçek anlamda öğrenmek ve keşfetmek isterseniz sanırım bunu yapabileceğiniz en doğru ve belki de tek yer Hindistan olacaktır.