Modern insandan neden isyankar olmaz?

İnsanlık tarihi boyunca süregelen yöneten-yönetilen ilişkisi, insanoğlunun devlet denilen “canavarı” keşfetmesi ve geliştirmesiyle birlikte üzerine perde çekilen, sanki ortada bir otorite ilişkisi yokmuşcasına gösterilebilen yeni biçimlere evrildi. Nasıl ki yerleşik yaşama geçildikten sonra artı ürüne dayalı üretim gelişti ve artı ürüne sahip olmak için o zamanın hükmedenleri zor kullandıysa, günümüz hakim sınıf-ezilen sınıf ilişkisi de halen o “zor kullanma” tekeline sahip sınıflar tarafından hem de devasa boyutlara ulaşan devlet aygıtı yoluyla sürmekte. Hakim sınıf-ezilen sınıf ilişkisine dayalı yönetilme süreci zaman zaman adını tarihe altın harflerle kazımış olan isyanlarla kesintiye uğratılmış olsa da nihai sonucu değiştirme açısından bu isyanların başarısız olduğunu söylemek gerekir.

image

Peki insan varlığı geçmişte en azından isyan edebiliyorken artık neden isyan etme gücünü kendinde bulamaz? Neden hakim sınıfın iktidarına başkaldırmaya yeltenmez?

Gramsciye göre hakim sınıf iktidarını yalnızca devletin sahip olduğu polis ve asker gücü yani kaba kuvvet üzerinden kurgulamaz. Eğer iktidar ilişkisi bu kurgu üzerinden yürüseydi şüphesiz kırılması daha kolay olabilirdi. O halde hakim sınıf iktidarını nasıl sürekli kılabilmekte? İşte bu noktada devreye Gramsci’nin alameti farikası olan hegemonya kavramı devreye giriyor. Hegemonya kabaca hakim sınıfın hükmetme hakkının, ezilen sınıflar tarafından doğal ve meşru görülmesi anlamına gelmekte. Böylece ezilen sınıf yönetme iradesinin yalnızca burjuvaziye ait olduğunu içselleştirecek ve hakim sınıfın yerine geçme fikrini aklına bile getirmeyecektir. Tıpkı efendisinin sözünden çıkmayı hayatın doğal akışına aykırı bir davranış olarak gören köleliği içselleştirmiş bir eski zaman kölesi gibi.


Neden Okumakla Adam Olunmaz?


 

Peki hegemonik iktidar nasıl kurulur ? Yani hakim sınıf,yönetme gücünün yalnızca hakim sınıfa ait olduğu düşüncesini ezilen sınıflara nasıl nakleder?

İşte bu noktada da devreye Althusser’in devletin ideolojik aygıtları kavramsallaştırması giriyor. Devlet denilen devasa aygıt hakim sınıflar açısından bir araçsallık taşımaktadır. Bu araçsallığın en belirgin örnekleri ise okullar, medya araçları, askerlik olgusu gibi kurumlar üzerinden okunabilir. İdeolojik aygıtın okul örneği üzerinden nasıl işlediğini açıklamaya çalışalım; zorunlu eğitim yoluyla küçük yaşlardan itibaren bir sistem içine sokulan bireyler, sistem içinde ortalama bir birey modeline -ki bu ortalama birey, iktidar ilişkilerini sorgulamayan, hakim sınıfın hakimliğini doğal görmeye eğilimli, vergisini zamanında ödeyen, yerli malı kullanan, milli ve manevi hassasiyeti olan “düzgün vatandaş”tır- göre yoğurulur. Referans noktası olan ve düzgün bireyi tanımlayan bu niteliklerden biraz sıyrılmaya -yani aslında bilinçlenmeye- başladığınızda önce toplum ve daha sonra da devletin ideolojik aygıtlarının ikizi olarak görebileceğiniz devletin zor aygıtları devreye girer.

planete-sauvage

Tam da bu sebeple, yani hegemonyanın kilit anlamı olan yönetilenlerin yönetme gücünün meşru görülmesi ve bu meşru görme (başkaldırmama) durumunun devletin ideolojik aygıtları üzerinden bilinçlerin manipülasyonuna dayanması sebebiyle, ortalama birey modern zamanların insanı köleleştiren iktidar sınıflarına başkaldıramaz. Çünkü henüz bilinçlilik düzeyi yönetme hakkının kendisinde de olabileceğini düşünecek seviyeye gelmemiştir.

1 Comment

Comments are closed.