Napa Vadisi… Şarap dendiğinde artık Fransa’nın Burgundy’si kadar tanıdık ve kalibre kıyasında eş bir şarap cenneti. İlk üzüm bağını George Yount’un 1838 yılında diktiği ve o gün ile geldiği gün arasında uçurum olan bir vaha Napa.

Neredeyse 10 bin yıllık bir geçmişi olan şarap üretimi Amerika’ya 17. yüzyıl gibi gelmeye başladı ve 19. yüzyıl başlarına kadar da hatrı sayılır bir üretim gerçekleştirilemedi. Bu neden bu kadar geç olmuş diyenlere, ‘Amerika geç bulunmuş, yapacak bir şey yok…’ diye cevap verebilirim. Ve bulunuşundan, kuruluşuna dair her şeyini Avrupalılara borçlu olan Amerika, şaraba da bu şekilde ulaştı elbette.

Napa Vadisi’nin de içinde bulunduğu California, Amerika’nın en batısında bulunan, tabiri caizse Amerika’nın İzmir’i konumundaki eyaleti. Sadece iklim ve konum değil, rahatlık, özgürlük ve insan prototipi açısından da benzerlikleri İzmir’le paralel. İkliminin üzüm yetiştirmek için biçilmiş kaftan oluşu, 1838′de atılan ilk tohumla beraber hız kesmeden ilerledi ve 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde 150 kadar şarap evine de ev sahipliği yapıyor olma konumuna ulaştı Napa Vadisi.

0 (1)

1919′da Prohibition diye adlandırılan Amerika’nın tamamında uygulanan içki yasağından nasibini elbette ki şarap da aldı. 1933′e kadar süren yasağa, Büyük Buhran krizi ve 2. Dünya Savaşı da eklenince, Amerika’da şarap ekonomisi sadece azalıp, durmakla kalmadı, bitti.

1960′lara gelinene kadar belini doğrultamayan Amerika’daki şarap endüstrisi, oluştuğu gibi hızlanmaya da başladı. Özellikle 1970′li yıllarda Fransa’daki kör tadımlarda (marka, üretim yeri, üzüm türü gizlenerek, hiçbir bilgi verilmeden yapılan bir tadım metodu) ödülleri toplayan Napa Vadisi’nde üretilmiş şaraplar, hızlanmayı muştuladı yani aranan kan çabucak bulundu.

Sadece şarap üretimiyle değil, bir turizm cenneti olmasıyla da anılır Napa. Bunun müsebbibi de illaki şarap tabi. Üzümün yetiştirilmesinden, şişenin içine girmesine kadar her şeyin anlatıldığı, tadımların üzümlerin dalından yapıldığı turların ve gezilerin de düzenlendiği bir yer aynı zamanda. Bununla birlikte kör tadımlarda alınan ödüllerden sonra, lükse yönelimin de arttığı, astronomik rakamlardaki şarap fiyatları ve restoranlarıyla da arzu nesnesi olma özelliği kazanan bir bölge dedikten sonra Mehmet Sıddık Torun’dan bahsetmemek olmaz. 1957′de Bingöl’de fakir bir ailede doğan Mehmet Sıddık Torun, çocuk yaşlarda İstanbul’a gelip, boyacılık, bulaşıkçılık yaparak hayata atılıyor. Bulaşıkçılık yaptığı gazinoda Zeki Müren’in sahne alması ve turne için ışıkçıya ihtiyaç duymasıyla birlikte, ışıkçı olarak hayatına devam ediyor. Biriktirdiği paralarla önce bir kıraathane açıyor, sonrasındaysa bulaşıkçı olarak girdiği gazinoya ortak oluyor. Para konusunda şansı yaver gidiyorsa da, Bingöl’lü olması nedeniyle 90′larda siyasi anlamda sorunlar yaşamaya ve tehditler almaya başlıyor. Sonrasındaysa tası tarağı toplayıp, varını yoğunu satıp çekip gidiyor Amerika’ya. İşte o eskinin boyacısı Mehmet, şimdilerde Napa Vadisi’nde orta ölçekli bir şarap üretim çiftliğinin sahibi. Yolunuz düşerse Madonna’nın, Oprah Winfrey’in, Francis Ford Coppola’nın yanında MS Torun Çiftliği’ne de uğrayabilir, iki kadeh MS Torun şarabı yuvarlayabilirsiniz Napa’da.

0

California, Amerika’daki şarap üretiminin %90′ını tek başına sırtlayan bir eyalet. Uzun uzadıya anlattığım ve 300′ün üzerinde üreticiye ev sahipliği yapan Napa Vadisi ise, Amerika yükünün sadece %5′ini sırtlayan bir bölge aslında. Boyu değil, işlevi olarak öylece duruyor orada diyelim ve bu arzu nesnesi, yeryüzü cennetini hasretle uğurlayalım.

Yorumlar

Yorum

Paylaş : Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn0Share on Google+0Email this to someone