Kokteyllerin şahlarından, Dublin’den Pekin’e, Diyarbakır’dan Madrid’e her barın menüsünde mutlaka bulunan Long Island Iced Tea’nin hikayesine geçmeden önce biraz kokteyllerden bahsetmek istiyorum.

unnamedHerhangi iki likidin karışımı kokteyldir esasen, çocukken eve aynı anda Coca Cola ve Fanta’nın girdiği nadir anlarda, bardağımıza ikisinden de yarı yarıya koyduğumuzda yaptığımız budur, kokteyldir. Lakin bunun uluslararası çapta bir ürün olarak olagelmesi ayrı bir mevzu elbette. Bunun da çıkış yeri olarak kaynaklar Amerika’yı gösteriyor. 19. yüzyılın sonlarına kadar kokteyllerin pek esamesi okunmaz alkol piyasasında, Amerikalılar desen o zamana kadar viski içen insanlar, kokteylle pek işleri yok. Bunun büyük çaplı açılışını White Whiskey olarak Amerika piyasasına giren Smirnoff Vodka yapıyor. Neden White Whiskey, çünkü adamlar viski seviyor; piyasada tutunmak adına böyle bir reklamla giriş yapmak mantıksız değil, lakin sıkıntı. Keza votka aromatik, kokulu, tek başına viskinin kompleksliğini kişiye verebilecek bir likid değil. Ama bol buzlu bir bardağa biraz votka, biraz limon suyu bile keyifli bir içim sunar. Ve bu da bir kokteyldir aslında. Bar tezgahlarında bulunan beyaz viskilerini meyve suyu, limonsuyu, şeker ile karıştıran Amerikan Barmenler kokteyl furyasını başlatan kişiler oluyorlar haliyle.

Peki bu furyadan Long Island Iced Tea’ye nasıl gelindi. (Yazının bundan sonrasında kokteylimizi Long diye kısaltarak kullanacağım.) Long’un 7 farklı likidin bir araya gelmesiyle oluştuğunu var sayarak soralım, bu kimin aklına geldi kardeşim?

Önce Long’un içindeki likidlere bakalım, sonrasında da bu aklı biraz açıklayayım:

Long Island Iced Tea:

Votka
Rom
Tekila
Cin
Portakal Likörü
Sweet And Sour Mix
Kola

Long Island Iced Tea - 1

İnsanın aklına ilkin, ‘Barda ne kadar alkol varsa bardağa koymuş vermişler resmen!’ cümlesi geliyor eminim. Esasen bu, çok da yanlış değil. Amerika’da, 1920′lere doğru başlayıp uzun bir süre devam eden ‘İçki Yasağı (Prohibition)’ dönemi olmuştur. Bildiğin ‘alkol yasak!’ dönemi. İşte tam bu döneme bir diğer adıyla kaçak içkiler dönemi demek de mümkün. Başka türlüsü olası değildir zaten, tahmin edeceğiniz gibi. Bu dönem, dükkanların kepenkleri indirmesine, uluslararası çapta markaların yok olmasına neden olmakla kalmamış, kaliteli alkolün bulunabilirliğini de bitirmiştir. Kaçak piyasaya dönen alkoller, berbat şartlarda, berbat tesislerde üretilmek zorunda bırakılmış ve piyasaya masa altından sürülmüştür. İşte Long Island Iced Tea’miz, böyle bir ortamda var olmak zorunda kalmıştır. ‘Bol buzlu bir bardağa, hangi içki varsa koyalım (e içki yok), onu kola ve limon suyu ile tatlandıralım ve insanların aleni olarak alkol tüketiyormuş gibi görünmelerinin de önüne geçelim’ durumu… Bu, zamanla kendi reçetesini bulmuş ve günümüzdeki halini almıştır. İsminden de belli ki, içkimizin çıkış yöresi olarak da Amerika’nın Long Island yerleşkesi başatlığını ilan etmiştir.

Peki, biz mekanlarımızda, barlarımızda bu güzel kokteyli neden hak ettiği reçetede ve lezzette içemiyoruz?

Öncelikli sebep elbetteki alkol fiyatlarının pahalılığı; piyasada ucuz cin, vodka, portakal likörü bulmak mümkün belki, fakat menşei  Güney Amerika olan rom ve tekilanın en ucuzu dahi, kaliteli bir votka, cin fiyatına denk gelmektedir. Haliyle mekanlar ‘Bas vodkayı, cini gönder’ yöntemiyle bu güzide kokteylin reçetesini daha baştan mahvederler. İkinci sebep ise, alkol kültürünün topraklarımıza -ne yazık ki- tam randımanlı olarak henüz uğramamış olmasıdır. Bir çok barmenin henüz Sweet And Sour Mix’in ne olduğunu bilmediği bir sektörde, bu kaliteye ulaşmak elbette ki zor. İyi bir Sweet And Sour Mix; taze limon suyu, limon suyunun yarısı kadar taze portakal suyu, şeker ve yumurta akı ile yapılmış olandır. Ve taze kullanılan ürünlerin günlük tüketilmesi de elzem olacağından, Sweet And Sour Mix’i bilenler bile, konsantre limon ve portakal suyu kullanarak kaliteyi ikinci plana atmayı yeğlerler ve asıl kötü kısım ise sektörün tamamına yakını Mix’le uğraşmamayı seçip sadece limon suyu kullanırlar. Literatür ne kadar ‘Highball’ bardağını önerse de (geniş hacimli bir uzun bardak), minimum 50 cl hacimli bir su bardağı, Long Island Iced Tea için doğru bir seçimdir. Böyle bir bardakta doğru reçete,  2 cl votka, 2 cl (beyaz) rom, 2 cl cin, 2 cl (silver) tekila, 2 cl portakal likörü, 5 cl Sweet And Sour Mix, 3 cl kola şeklindedir. Kola dışındaki likidlerimizi, shaker dediğimiz karıştırma kabına bol buzla alıp bolca çalkaladıktan sonra, buzlarıyla birlikte bardağa döküp, üzerine kolamızı ekleyerek müthiş bir içim keyfi yaşayabiliriz. Bu keyfi yaşamak için de parayı ikinci plana atmak zorunda kalırız. Ufak bir maliyet hesabıyla bir bardak Long’un, 12-15 liraya denk geleceğini söyleyebilirim. 4 liralık bir birayı 10 liradan aşağıdan alamayacağınızı varsayarsak, 30 liraya satılan bir Long Island Iced Tea’nin bile çöp olma ihtimali yüksektir. Keza fiyat her zaman kaliteye yansımaz. Kısmen kaliteli barmenlerin, üst kalite diyebileceğimiz mekanlarda çalıştığını da var sayarsak, iyi bir Long’un fiyatını minimum 40 liraya çekmiş oluruz. Ve her zaman unutmamak da fayda var, alkolün ‘sarhoş etsin de…’ diye içildiği bu topraklarda, iyi bir Long’u parasını verseniz dahi içemeyebilirsiniz.

Yorumlar

Yorum

Paylaş : Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn0Share on Google+0Email this to someone