Reklamda İdealize Olanın Yerini Gerçek Alamaz mı?

Reklamı dolaşıma sokarken markanın ve reklamı üreten ajansın aklındaki imaj kaygısı -ki kitlesini konsolide etmek ve yeni potansiyel müşteriler belirlemek için bu kaygı olmak zorunda- tüm üretimi ve düşünce yapısını etkileyen, idealize olan marka evrenini yaratmak için çabalayan bir yapıya doğru sürekli bir evrilmeye neden oluyor.

Markanın hareket alanı, idealize ettiği ve ulaşmak istediği evrene doğru sonsuz bir yolculuğa çıkarken geride bıraktığı insanlarla olan etkileşimlerinin toplamı ise gerçekte olanın gidilmek istenen ve henüz ortada olmayan mı yoksa hali hazırda üstünden geçilen bir yer mi olduğu sorusunu doğuruyor. Öyleyse kaçtığımız ve geride bıraktığımız ya da arzulamasak bile ortaya çıkan ve pek çok farklı değişkeni içinde barındıran markanın algısı üzerinden daha gerçekçi bir anlatım gerçekleştirilemez mi?

Rauf Köse yaptığı çalışmayı “Reklama yeterince bütçe ayıramayan veya ayırmak istemeyen, kimileri halen aktif, kimileri ise nostaljik; çeşitli markalarımıza, minik motion graphics dokunuşlar.” olarak yorumluyor. Bana göre ise Rauf reklam üreticilerinin içinde üretim yapmak zorunda kaldığı kırmızı çizgileri esnetebileceği bir alan yakalayıp bunu üretime sokuyor. Gerçeğin bin türlü dezenformasyonu ile karşılaştığımız post-truth çağında gerçek olana bir övgü olarak kullanıyor çizimlerini.

Rauf’un diğer çalışmaları için: https://www.raufkose.com/  

https://www.behance.net/raufkose

Author: Önder Halis

may the force be with me