Bu düşüncenin pratikte yıkılmış-yıkılabilecek olması dahi teorideki varmak istenileni sarsmadığından, bu kadar ciddi bir başlık atmaktan çekinmedim. Öncelikle iddiamı açık etmeden evvel, önermeyi güçlendirecek bir açıklamayla yazıya başlayalım…

Şimdi, yolun karşısından iki adam geldiğini düşünün. Bu adamlardan birinin savcı, diğerinin ise bir işsiz olduğunu biliyoruz. Bununla birlikte karşıdan gelen adamların dış görünüşlerinden bahsetmek de gerekirse, birisi kesinlikte ‘janti’ tabirini kullanabileceğim fiyakada, üzerine ‘cuk’ oturmuş diyebileceğim fitlikte bir takım elbise giymiş ve kıravatıyla, ceketinin cebinden gözüken mendilinin renklerini  birbirine güzel uydurmuş, tozsuz ayakkabısı az önce bir ayakkabı boyacısına 20 lira kaptırdığını işaret eder temizlikte ve kahvaltıdan sonra berbere uğradığını iddia eden pembe, tüysüz elmacık kemiklerine sahip. Diğeri ise, paçaları iki kez katlanmış, hatta bazı zamanlar üç kere katlandığı paçadaki izlerden belli olan, kendisine iki beden büyük olduğunu, giydiği kemerin pantolonu toplaması sonrası dikişlerinin gelmesi gereken yerlerinin tutarsızlaşmasıyla fark ettiğimiz bir kadife pantolonun üzerine,  gömlek-baklava desenli üçgen yaka kombini yapmış ve eve gidince kazakla gömleği bile tek tek çıkarmaya üşendiğinden, gömleğin üstten 2 düğmesini açıp, kazakla birlikte çıkarıp, yine giymesi gerektiği zaman da gömleği hiç kazağın içinden çıkarmadan aynı anda ikisini birden giyen ve bu kolaycılık sonrası sünen kazağın bel kısmından gözüken bolluğuyla birlikte, lastik kısmı da bolardığı için aşşağı kısmı komple dalga dalga olan bir görüntü kirliliğiyle arzı endam etmekte; giyim sektörünü bedene bir estetik katmak yerine, vücudu kamufle etmek için kullanan bu insanoğlu, yüzü için de kendisinden bekleneni yapmakta ve saçları ile sakallarının uzadıkça yüzünü daha fazla kamufle edeceğini fark etmenin hazzını ve bu hazzı yaşamak için kılını kıpırdatmasının gerekmeyişinin tatminini aynı anda yaşıyorken, yürüyüşüne de devam ediyor.

Bu ikiliden takım elbiseli olan beyefendi, savcı olduğunu iddia etse, herhangi bir soru işareti belirir mi aklımızda? Gerçekten şüpheciliğimizi harekete geçirir mi bu beyan? Peki kadife pantolonlu beyefendi, böyle bir iddianın peşinde olsa, içimizden bir ‘Hadi lan!’ çekmez miyiz? En azından bir kimlik görmek isteyecek kadar şüpheci davranmaz mıyız?

Dedikten sonra, solcuların neden sağcılara karşı kaybedecekleri konusuna gelebiliriz artık. Bunun nedeni de gayet açık, arzulanan özgürlüğe önce kendi hayatından başlama isteği elbette. Giyimi önemsememe, saç-sakal tıraşı zorunluluğundan uzak durma, nizama baş kaldırma istekleri ortalama bir solcuyu üniversitede eğitmen ya da sanatçı olmaya meyleder. Devlet dairesi, yönetim kadrosunda bulunma isteği zaten palazlanmaz. Kendisinin farkında, bu nedenle elalem ne der umursamayan, paranın köpeği olmamış, bu nedenle aza tamah edebilen, hayatını yaşayıp, hayatını sonlandıran, çevresindeki insanların hayatına karışmayı makul bulmayan, ufak bir yaşam. Herkesin heveslendiğini varsaydığım bir 70 yıl. Sağ görüşlü insanların ise, savcı, hakim, belediye başkanı, kamu yöneticisi, devlet adamı olmasına göz atalım bir de… Dış görünüş konusunda toplumun değer yargıların dışına çıkmayı doğru bulmayan bir gelenekçiliğe sahip, para kazanmanın, güç-makam-saygı da kazanmak olduğunun illüzyonu ile büyütülmüş, bu nedenle hep daha fazlasını isteyebilen, hayatı yaşarken kendine vatanperverlik-bayrak-din gibi kutsallar seçtiğinden çevresindeki herkesin yaşayışı hakkında söz söyleme yetkisini kendisinde görmeyi seçebilmiş bir yaşam.

Solcuların ve belki de dünyanın kaybetmeye olan mahkumiyeti biraz kendini açık etmiş oldu sanıyorum.

Yorumlar

Yorum

Paylaş : Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn3Share on Google+0Email this to someone