Sıcaklarla cebelleştiğimiz, tatile doyamadığımız, nefse yenik düşme ve günah işleme oranının bir hayli yüksek olduğu, yeni ilişkilere başladığımız ya da eskilerini bitirdiğimiz bir mevsimi geride bıraktık, bırakıyoruz. Yeni mevsimin şartlarına uyum sağlamak, psikolojik açıdan kendinizi yazın bitişine ve o elem mevsiminin başlangıcına hazırlamak için ‘sonbahar neden psikolojimize iyi gelmez?’ sorusuna cevap vermemiz gerekir.

3-maymun-film

Şüphesiz yaz tüm yönüyle bir ifşa mevsimidir. İnsanın kabuğuna çekilmesi, zorlu kış şartlarını göğüslemenin bir gereği ise bu şartların ortadan kalktığı bir yaz dönemi de tam aksi yönde kendisini yeniden görünür kılma ihtiyacını ortaya çıkarır. İşte tam da bu noktada görünür olma ihtiyacını koşullayan adeta bir “Tanrı parçacığı” rolünü üstlenen özgüven olgusuyla karşılaşırız. Şekilli ortamların döndüğü gecelerin, iddialı vücutların dolaştığı plajların alameti farikası yediden yetmişe herkesin “Tanrı parçacığını” keşfetmesinde gizlidir.
Yazın sona ermesi, -külkedisi misali- birçoğumuzun bu özgüveni kaybederek yaz mevsiminin davranış kalıplarını değiştirmeye direnmemizle doğrudan ilişkilidir. Sonbahar bu anlamda ifşanın gerektirdiği cesaret bir yana tam anlamıyla çekingen ve bir yönüyle melankoliktir. Bu çekingenliğe uyum sağlamak belirli bir süreç gerektirir ki bu süreç sonbahar depresyonu olarak karşımıza çıkar. Nihayetinde sadece sararan yaprakların bile hüzne vesile olması bu yüzdendir. Velhasıl, mevsimlerin değişmesinde inisiyatif kullanamayan insan hayatın doğal akışına müdahale edememe gerçekliğinin dramatikliğiyle bir kabulleniş sürecini sonbahar olarak yaşar. Yaz ve sonbahar bu yönleriyle karakterleri birbirine aykırı iki kardeş gibidir. Bu yüzden sonbahardaki “biz”le yazdaki biz çoğu zaman aynı olmaz.

Yorumlar

Yorum

Paylaş : Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn0Share on Google+0Email this to someone